Rüya gördüm ve olanlar oluyor!
Bazı sabahlar Julia olarak uyanırsın, ben uyandım yani. Hep yemekten ve
ekmekten konuşasım var. Bunda mutfakta tezgahta duran bir çift bagetin
etkisi büyük elbette. Mayamın mutfağımda olması, bagetlerimin fırından henüz çıkması ve benim de evde olmam. Sanırsam kaygımı kontrol altına almayı başarıyorum bu sayede. Şimdilik
evdeki ekmeklerle, mayam Türkanla, onlarca yumurtam ve vanilya özütümle biraz
sakinleşmek istiyorum. Kaygı nasıl olsa peşimi hiç bırakmayacak biliyorum.
Uzun zamandır hayalini kurduğum bir şey yaptım bu sabah. Benden
bağımsız, karmakarışık rüyalarım sayesinde oldu bu aslında. Gözümü açar açmaz poşe
yumurta yapmak için hamburger ekmeğinin çemberlerini kullanma fikri yokladı. Ya
çok fazla aç uyanmıştım ya da rüyamda Julia Child ile yine tencere tava
alışverişi yapıyordum. Bagetlere koşmamda rüyama Julia’nın girdiğinin bir
kanıtı sayılabilir elbette. Henüz mutfağa bile girmeden yatakta gözlerim kapalı şekilde yumurta kırışımı, kaynayan suyun dalgasını kontrol
edişimi ve suya elma sirkesinin ne gibi etkisi olacağını deneyimledim. Samin’in
kaynayan suya tuz aşkını da hemen yastığımın yanındaki kitabını görür görmez
hatırladım ve yemek istediğim, tabağımda görmeyi umduğum şey kafamda netti. Ayılıp mutfağa girmek kaldı bir tek.
Yalnız insanlara özgü dünyanın en minik tenceresinde soğuktan
su kaynattım, ilk baloncuğu görür görmez bir çay kaşığı kaya tuzu. Tuzu eritirken
dairesel hareketlerle kaynamaya yön verdim. Ardından tam da dairenin ortasına
iki yemek kaşığı elma sirkesi. Sirke kaynayan suya girdiği anda bir buhar ile o
keskin kokusunu atıyor dışarı, yumurtaya sirke kokusu sinmeyecek merak
etmeyin. Çelikten çemberi de tencerenin tam ortasına maşa ile bıraktım. Çemberin
içinde son ve minik bir girdap yaratıp yumurtayı çemberin içine kırdım. Tatlı kaşığı
ile sağa sola dağılan yayıyan yumurta beyazlarını sarısının üzerine doğru
hafifçe atıp durdum. Ben çok cıvık sevmem o yüzden beyazların bembeyaz olmasını
bekledim. Tabağıma aldığımda bir çatal peynir ve yumurtanın beyazı aynı renk
olsun ve ikisini de aynı anda tek bir çatalda ağzıma atayım diye.
Bir yandan da şişko bir bageti ikiye tabanlı olan tarafını
tost makinesinde ısıttım. Daha çıtır çıtırken zeytin yağı sürüp tekrardan kapattım tost makinesinin kapağını. İçimden 20ye kadar saydım ve 20 saniye öncesine göre daha çıtır, daha
altın renginde çizgileri vardı ekmeğimin.
Ekmek tabakta, üzerine suyu iyice süzülmüş minik beyaz yumurta,
üzerine yeşil soğan ve maydanoz en üste yine zeytinyağı. Bir de kullanmaktan
gurur duyduğum, hatta çoğu zaman kıyamadığım isli maldon tuz. Olmazsa olmaz mı
elbette değil. Hatta evde bile olması yadırganacak bir durum benim için. Ama o
benim kendime doğum günü hediyemdi. "50 gr isli maldon tuzu"J
. Kendimi tanıyorum
ve güzel hediyeler alıyorum
Domatesin mevsimi henüz değil ama tabakta hiç kırmızı yok,
pul biber de canım hiç istemedi. İnce bir dilim domates. Baktın ki güzel bir
gün geçirmeye çok ihtiyacın var, üzerine azıcık daha zeytinyağı.
Evde biraz ekmek, kafamda hayallerimin ve uykumda güzel
rüyalarımın olması bana kendimi sevdirtiyor.
Not; bu delilikler geçecek. Daha rahat ve güzel hayaller
kuracağız.

Comments
Post a Comment