Kalk gel kız Virginia, ekmek yapalım!
Ben mutfakta hapşırdığımda bile en naif yazarlar “çok
yaşadığımı” yazsın istiyorum. Şimdi o mutfağa hayatımı sığdırıyorum.
Yıllar önce katıldığım bir konferansta yazar, alanı
olmadığından, mutfak dolaplarında tencerelerden yer çalıp not defterlerini
koyduğundan, yemek masasında yazdığı için notlarının arasına giren
kırıntılardan bahsetmişti. Espri yaparak! Belki böyle bir yer, yerleşme sorunu
yaşamadığımdan bu söyledikleri bana çok yukardan bakan, çaktırmadan aşşağılayan
bir yakarış gibi gelmişti. Hep kendileri gibi(!) gördükleri Virginia, kocasının
ona hazırladığı küçük matbaanın kapısının önünde poz vermiş de bunlar görmemiş
gibi ilginç bir hesap soruş vardı. Ama dediğim gibi işte ben böyle bir sorun bilmiyorum,
anlayamıyorum. Annemin dediği gibi kırk çocukla bir mağarada kalsam belki anlardım
ama ne çocuğu ya hu. Hayatın süreçleri,
teslim olmalar, savrulmalar ama mutlu savrulmalar hayatıma çok sonra girecekti.
O günden beri Virginia ile hep konuşurum içimden. Kalk kız gel bi konuş
şunlarla diye. Cahil çocuk aklımla çok eleştirmiş olmamdan sebeptir ki yıllar
sonra; bırak yazı yamayı ütü yaptığım, ağladığım, kaçtığım, koşarak yetiştiğim
tek yerim mutfağım oldu. Yazdım, çizdim, kurdum, batırdım, mayaladım, yaktım,
bozdum, mutluluktan ağladım ağlattım, doğurdum, büyüttüm, budadım, turşusunu
kurdum...Az metrekare evimde odama gitmek zor geldi diye üç fıtığım ve boynum o
masada uyuduk. Hani zamanında kadına kırıntıları silip öyle yazmaya otursaymış
diye eleştirdiğim masada sabah kirpiğimde tuzlu fıstık kabuğu ile uyandım. Evsiz
gibi bira fıstığına bulamış şekilde uyansam da şanslıydım. Yaratmaya çalıştığım
şeyin yatağındaydım. Mayama yakın, pişen ekmeklerime yakın, ekmeklerimi tadan
dostlarıma yakın. Yine ben şanslıydım ki mahalle baskısı bana sadece annanem
kadardı. Sadece ananem fırıncı olmamı ciddiye almadı, bu hayatımı pek
onaylamadı. Tek başıma onlarca kilo ekmek üretip sırtımda taşımamı görmezden
gelip, ee senin eski ofisle aran iyiydi yok mu orada bir iş, sigortan ne olacak
diye soran bir tek oydu. Hayatımdaki herkes benim evcilik oyunu oynar gibi
düzdüğüm her şeye benim kadar oyun sever ve hevesle katıldı.
Geçen yıl bu günlerde ilk defa bir alanı varmış gibiydi 40
Fırın’ın. Ufak bir masa ve dört tane çubuk. İlk defa tabela, sıcak satış, aynı
anda onlarca farklı müşteri, sonsuz sohbet ve kocaman biz. Üzerinden bir yıl geçti,
her dakikasını bir yıl boyunca pek çok özledim. O günlerden bir yıl sonra, evet
çok da uzaklaştım denemez durumdan. Hatta daha da iyiye çektim canım fırınımı. Verdiğim
son ekmeğin parasıyla şarap ve mandalina aldım, yalnız kalmak istiyorum diyerek
kapandım mutfağıma. Mayam usul usul büyüyor, gece ekmek olacak. Ben yine o
mutfak masasının harikulade arabesk büyüsü ile Virginia’ya sesleniyorum; kalk
gel bu gece ekmek yapalım.


Comments
Post a Comment