Nereden nereye!
“Kadın halinle gece
mesaisinde ekmek mi yapacaksın” durumlarından “kadınsın tabi yap reklamını
satarsın sen ekmeğini” durumuna ne zaman geldik, ben takip edemedim,
mutfaktaydım!
Bu işe başladığım,
başlamaya yavaş yavaş karar verdiğim süreçte beni en çok korkutan boyun
fıtığımdı ama öyle şeylerlerle( erilliklerle) karşılaştım ki fıtığımın günahını
aldığımı düşünmeye başladım. Hep hep aynı şeyi anlatıyorum farkındayım ama
inanın ülke ekonomisi, gelir adaletsizliği, inşaat sektörü, popüler kültür vs
değil bu canım mesleğimin önündeki engel. Tee işte bu erillik. Ben boyun
ağrılarıma, göz altı morluklarıma, enseme varana kadar tepsi kenarı yanıklarına
göz yumar, onlarla yaşamayı öğrenirken bu fikirlerle yaşamayı öğrenemiyorum.
Benim önyargım mı hassaslığım mı abartmalarım mı bilemem ama siz artık
haddinizi aştınız beyler! Ticarette, dostlukta, patronlukta en halden anlayanı
en kımet bileni bile beni cinsiyetimden vuruyorsa, topunuza tüü be.
Şimdi şu kaçırdığım
süreç hakkında biraz sesli düşenelim, sıralayalım bakalım bu vurgunları:
Yaklaşık beş yıl önce
şubatta ilk defa bir ekmekçi olarak iş görüşmesine gitmiştim. Şu an dahi
ülkenin en iyi ekmeklerini üreten bir fırındı. Hayallerimi süsleyen, üretimi
beni heyecanlandıran, her şeyi bırakıp istanbulda kalmama sebep olacak tek şey,
o şefin yanında çalışmaktı. Ama iş görüşmesi, benim kol kaslarımın yetersiz
olduğu ve ne hikmetse uyku düzenimi gece üretimine uyduramayacağım gerçeğine
vakıf bir şekilde, olmusuzca son buldu. Geçen her gün bir yeni bir tabu kırdım,
yıktım fakat elbette yetmiyor. Evet evet her gün bir yenisini yıktım, inat
uğruna elli kiloluk çuvalların altına girdim, otuz saat uyumadan ekmek ürettim,
ev tipi fırını modifiye ettim, kaba müşterileri reddettim, küçümseyenlere
akıllarının alamayacağı lezzette ekmekler yedirdim… Ama yetmedi. Yetmiyor. Bir
kadının cinsel organını ağzında sakız etmiş yerli yersiz küfürler savururken,
kadın olmayı ilgiye ve şevkate muhtaçlık olarak görürken benim sırtımdan yükümü
almışsın, benim elimden ağır torbalarımı almışsın kaç yazar! (Bu arada düşündüm
de ağır şeyleri elimizden almaktan başka bir girişimi yok şu erkeklerin
herhalde, aklıma gelmedi, demek olay kol ve sırt kaslarında!!!) Cinsiyetimi geçtim
şu dünyadaki hacmimi boğazıma bıçak dayamakla, beni benim aileme şikayet
edeceği, adımı çıkaracağı tehditleriyle eline aldığını, bana hakim olduğunu
düşünüyorsa, elimden torba almış, geçerken kapımı açmış kaç yazar.
Ana haber tonuna geçmek
zorundayım “ hunharca müdahalelere tahammül edemiyorum, senin kendini ispatlama
alanın ben değilim sayın adam!”
Sakinim.
Bunca yılda ite kaka,
idare ederek, tahammül ederek geldiğim konum ise pek farklı değil inanın. Az
çok tepkimi tavrımı belli ederek ilerlediğim bu yolda şu an karşıma çıkan
tümsek de pozitif ayrımcılık! Pozitif ayrımcılık dediği de, neyse!
Olay şuradan akıbet
buldu ondan bahsedeyim; satış yapmaya çalıştığım, işimi emeğimi sunduğum sosyal
medya hesabımda kişisel olarak görünmem farklılık yaratabilirdi bu doğru.
Sonuçta ekmek yapma işini büyükannelerimizin kazakları ve çantaları ile
birlikte “vintage” rafına itelemiştik. Dikkat çekerdi 20li yaşlarında birinin
ekmek yapması. Onun dışına dünya tatlısı bir sıfata bürünmem saniyeler alıyor,
“mayasını nasıl seviyor baksan” vs durumlara tanık olurken başlarda bu haller
aslında benim de hoşuma giden durumlardı. Elimi yüzümü toparladığım nadir
anlarda ben de ekmeklerimle poz veriyor ve bunu ben yapıyorum ilanına
çıkıyordum. Ekmek yapmak yorucu ve ters saatli bir iş olduğundan, uzun bir süre
fotoğraflarda en yakın arkadaşlarım ve kız kardeşimin de göründüğü oldu.(
fotoğraflarımızı çeken sevgilim beni marka yüzü olarak biraz yorgun bulmuş
olmalı!) mosmor gözleri olan kambur tipli biri pek estetik değil doğal
olarak.
Böyle böyle ben bu
marka-yüz eşleşmesine kapıldığım ve doğallığa güvendiğim bu günlerde gelen bir
tepki beni şu yazının başına bir şişe pamukkale ile oturmaya itti.
!
“Tatlı sevimli kadınsın
ya, mutfak falan ooo satarsın sen bu ekmekleri”
!
Direkt bu cümle
üzerinden yorum yapmamam daha sağlıklı olacak benim için sanırsam!
Bir; ben sevimlilik,
dünya barışı, şükür duaları, hayat olumlamaları satmıyorum. Ekmek, gerçek ekmek
satıyorum. Bunun yanında besine özen, kıymetli ekmek, atalık buğdaya minnet ve
bir çok üreticinin meğini sunuyorum. Bunun cinsiyetimle bağlantısını bana da
anlat nolur!
Iki; sevimli, minnoş
diye sıfatlar taktığın ben; tebrikler, başarılar, takdir ediyoruz, korkma kızım
biz yanındayız gibi gibi motive ünlemlerini tercih ediyorum.
Üç: cinsiyetimle değil,
doğaya inancım, lezzeti, keyfi arayışımla ben bu ekmekleri yapıyorum.
Fakültede patavatsızın
biri soru sormuştu bir gün; “ hocam ya seks sattırır diyorlar, hayırdır!”. Biz
aptal diyip geçsek de canım hocam ağzının payını vermişti; hedef kitlen beynini
kullanmaya yatkın olmayanlarsa evet, sattırır” tam karşılığı mıdır
bilmiyorum ama cinsiyetin yaşamın önüne geçmesi işte bu.
Ihtiyaçları karşılamak,
yaşama keyifle devam etmek, tercih sebebi olmak cinsiyetle ölçülmemeli. Cinsi
üstünlük bilmem kaç yüz kilo bir ayı ile altmış kilo ben arasında olursa
mantıklı geliyor ancak bana. Öbür türlüsü fırsatçılık, aşşağlık kompleksi vs
vs.
Baget ekmeklerim
fırından çıktı, biraz sakinleşip karnımı doyurmam lazım.

Comments
Post a Comment