Peynir yapmak yeterince tehlikeli değildi, ben de mantar işine girdim!
Ekmekleri
en başından beri kendim dağıtıyorum. Sırtımda cırt sarı bir sırt çantası,
kollarımda bez çantalar derken 12 kiloyu görmüşlüğüm var. Ekmeklerinin ağır
olmasının yanı sıra gittikleri mesafe de bazen komik olabiliyor(çok komik!). şehir
dışı tarifesi alan semtler, otobüsün geçmediği çiftlikler derken isyan etmeyi
bıraktım ve asıl heyecanı yollara yüklemem gerektiğini fark ettim. İlk başta toplu
taşıma bambaşka bir dünya oldu benim için yıllardır. Hayatımda ilk yalnız
kaldığım zamanlarda şehri otobüslerle metrolarla gezerken düşünerek, seyrederek
buldum kendimi. Bu yüzden belki seviyorum şehir içindeki ulaşımı( iş saatleri
hariç de!). Ne hikmetse günlerce kafamı toparlayıp okuyamadığım iki satırı her
seferinde pür dikkat otobüslerde okuyabilmişimdir. Hatta en verimli hep metroda
çalışıp, planımı programımı doğruca yazarım. Zaman kaybı olarak görmediğimden
bu ritüeli, ilk isyan devre dışı!
Bu
yolları sevmemin ikinci sebebi de, harita sevdam. Bir dönem Melburn emlak
piyasasından, Londra zone 3 park ve bahçelerine kadar hakimim çünkü canım
memleketimden o ulu vizeyi almak zor olabilir fakat haritam var! Saatlerce günlerce
haritada sokaklarda gezip yeni uçak bileti almış mutluluğu yaşayabiliyorum. Belki
Yeni Delhi semalarını gezmek yerine Narlıdere muhtarlığını arıyor olabilirim
haritada ama olsun. Sağını solunu hala yazı yazdığı elini şıklatarak ayırt
edebilen birisi için harita okumak bulunmaz bir nimet.
Ekmekleri
dağıtmanın bir nevi absürd öğelerinden bahsettiysem yeterince asıl mevzuya
gelelim; MANTAR.
Dünya
güzeli bir kadın, samimi, kibar ve alçakgönüllü. (canım müşterim). Sadece adını
ve çalıştığı iş yerini biliyorum ama çok sevdim kendisini. Çok güzel bir
anaokulunda çalışıyor. Aylardır neredeyse haftada bir ekmek götürüyorum ona ve
arkadaşlarına. Ekmeklerini paketlerken bile iyi hissedip çok özeniyorum, çünkü
karşılaşacağım muhteşem kibarlığı tahmin edebiliyorum, gülümsetmek istiyorum.
Her şey bu kadar güzelken size bu işin tek kötü yanını söleyeyim. Bu okula
giden bir yol yok. En yakın otoyol 20 dakika yürüyüş mesafesinde ve geçen gün
okula giderken yürüdüğüm yolda keçi parçaları vardı! Boynuzu, bir ayağı,
tüylerinden ve derisinden bir parça… otostop çekebileceğim tek araç traktör ve
genelde dolu oluyor ve almıyorlar beni. Yollarda keçi bedeninden başka bir
şeyler daha keşfettim asıl ondan bahsedeceğim. İlk defa kendiliğimden mantar
gördüm. Mantar diye bildiğim şey şu kar beyazı yumrularmış sadece ve ne derya
denizmiş meğerse. Yolda gördüğüm de kibarlıktan dokunamayacağım komik tipli bir
mantar çeşidiydi. Balık ve yoğurt yalanıyla kandırılıp, kandırıldığımı
öğrendiğim gibi mantarlardan da korkmam gerektiğinin bir yalan olmasını umardım
ama sanırsam bu sefer insanlar ciddi. Kadife kadife görünüyordu ama dokunamadım.
Aklım orada kaldı tabi. Geçen gün yine aynı yere ekmek siparişi götürürken ayrı
bir hevesle yolumu iyice uzattım ve mantar aradım yollarda. Dönüş yolunda ot
toplamaya gelen bir teyzeyle arkadaş oldum, ara sıra oda toplarmış ama buralarda
pek olmazmış. Giderken bulduğum mantarları gösterdim ona, çakısını çıkartıp
mantar kesmeyi öğretti, bir şeyler anlattı mantarla ilgili. Yarım bağ ebegümeci
verdi bana sarıldık. Topladığımız üç minik mantarı da attı yan bahçeye, “insan
kursağına yaramaz, börtü böcek yesin” dedi.
Hemen
şu müthiş trafik kazalarıyla karşılaştırılan istatistiklere baktım. Peynirden
hatta trafik kazalarından daha azmış ölüm oranları. Amaan erken teşhis hayat
kurtarır diyerek hemen izmir’de yetişen mantar türleri, yerleri ve mevsimleriyle
ilgili bir şeyler kurcaladım. Önümüzdeki hafta iki gün yağmur var, hemen ertesi
günü kent ormanlarından yaptığım rotama başlıyorum.
Unutmayın!!
Çok gezmek, çok gülmek, meraklı olmak, ot toplayan teyzeler, kibar insanlar ve
erken teşhis hayat kurtarır!!

Comments
Post a Comment