50 gram tereyağı değilsiniz!!
İnsanların
kendini bulduğu, aradığı yaşları en güzel kurabiyeyi yapmak için harcıyormuşum
gibi geliyor. İleride beylik laflar edip öğüt verirken birilerine kesinlikle
tereyağının oda sıcaklığında olmasının öneminden bahsedeceğim, biliyorum. İleri
diye bahsettiğim günlerin yegane yatırımı da vanilya sütü, siyez buğdayı olacak
bu arada, yatırımım da bu yönde zaten!!
Hayatıma
yakından dokunan birilerinin elli hamur da tutmuşsa bana dokunmayın,
susturmayın. Konuşup konuşup şu yıllardır bahsettiğim glüten romantizmini bangır
bangır yaşatacağım. Yemenin ve yedirmenin ötesinde bir paylaşımı tattığımdan
beri daha keyifli üreterek geçirdiğim anlar. Daha dikkatli daha bilinçli ve her
şey kayıt altında çalışmaya başlayıp, daha fazla deneyim için gözlerimi dört
açıyorum. Aklımın tamamen o kış ölçüsüne geçmiş ekmek reçetemde olmasını
istiyorum. Tam da burada işçilik ve üretimcilik ayrılıyor zaten. Doğru kelimeler
mi bilmiyorum ama açıklayayım hemen. Ellerimle çalışmaya başladığımdan beri
aklım rahatlar, boyun fıtıklı ama sağlıklı(!) birisi olurum sanmıştım. Tezgah dağınıklığıyla
ters orantılı kafa dağınıklığını tadar ve pamuk gibi olurum sanmıştım. Bu durumun
inceliklerini ve istisnalarını gördüm şu yakın zamanda. Tıpkı üniversite
sınavının açıklanacağı yaz tatile gidip tüm ailenin burnundan getirmek gibi bir
şey bu mutfak işlerinin yanlış kullanılması aslında. Kurduğum ilk bağ bu oldu
çünkü; seni iyi etmek isteyen bir aile, sahil ve yemekler var ama senin aklın muhteşem
geleceğini bağladığın fazladan yaptığın bir biyoloji sorusunun hayatına
etkilerini beklemek! Gerçekten aynısı, bakın şimdi. Yıllar önce insanlar tereyağını,
şekeri, çikolatayı bir araya getirmiş ve beyazlayan saçın yeniden siyaha dönmesine
rakip bir mucize yaratmışlar. (İşte bu denizin var oluşu). Birkaç zaman sonra insanlar
da sağlıksız ve kimyasal dolu besinleri yemiş yemiş ve kurabiyelere sinirlenip
karton tozundan bile kurabiye yapmaya çalışıyor(ailene rezil ettiğin tatil).
Bence fark yok.
Hayat
bir kere kurabiye sunuyor insanlara, bir kere biliyorsun kurabiye yapmayı. Bu hayatı
hansel ve gratelin sığındığı eve çevirmek de yine bizim elimizde. Komik komik
kişisel gelişim lafları etmeyeceğim ama gerçekten elli gram tereyağı olamayan
onca insan ve olay varken etrafımda, mutfağımı daha çok seviyorum. Dikkatim,
heyecanım, hevesim, ruhum, şımarıklığım ve en en güzeli de kuralsızlığım o
tezgahın başında alıp başını gidiyor. Kendim için mutfağa giriyorum derken
basenlerime yatırım yaptığımı düşünebilirsiniz ama uzun zamandır kullanmayı
aksattığım bilincimi toparlama çalışması. Aklımda bir reçete varken heyecandan uyuyamıyorsam,
o en sevdiğim öyküleri okurken bile birden kopabiliyorsam sayfalardan; yerim
ben o dikkat dağınıklığını! Dağılan dikkatleri, hayatları, insanlarımı
toparlamak için ben mutfağa gidiyorum, kokuyu duyunca gelin!

Comments
Post a Comment